Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş sürecinde benimsenen kültür ve sanat politikaları, yeni devletin yalnızca siyasal ve hukuksal değil, aynı zamanda düşünsel ve estetik temeller üzerine inşa edilmesini hedeflemiştir. Cumhuriyetin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, sanatı çağdaşlaşma sürecinin ayrılmaz bir unsuru olarak değerlendirmiş; özellikle müzik ve sahne sanatlarını, toplumun kültürel dönüşümünde belirleyici bir güç olarak görmüştür. Sofya’da askerî ataşe olarak görev yaptığı yıllarda konser, opera ve tiyatro temsilleri aracılığıyla Batı sanatını yakından gözlemlemesi, Cumhuriyet sonrasında izlenecek kültür politikalarının düşünsel altyapısını oluşturmuş; 1933 tarihli 10. Yıl Nutku’nda vurguladığı üzere, Türk milletinin ilerleme ve medeniyet yolunda elinde tuttuğu meşale müspet ilim, bu yürüyüşün ayrılmaz parçası ise güzel sanatlar olmuştur.
Bu anlayış doğrultusunda, 1924 yılında Ankara’da Mûsikî Muallim Mektebi kurulmuş ve Cumhuriyet’in müzik eğitimi alanındaki ilk kurumsal adımı atılmıştır. Maarif Vekâleti’ne bağlı olarak açılan bu kurumun temel amacı, çağdaş pedagojik ilkeler doğrultusunda müzik öğretmeni yetiştirmekti. Programında müzik derslerinin yanı sıra kültür derslerine de yer verilen Mûsikî Muallim Mektebi, kısa sürede Cumhuriyet’in müzik anlayışını taşıyan merkezi bir kurum hâline gelmiştir. Okulun ilk öğretmen kadrosu Riyaset-i Cumhur Mûsikî Heyeti üyelerinden oluşmuş; Avrupa’da eğitim görüp yurda dönen Ulvi Cemal Erkin, Ahmet Adnan Saygun ve Necil Kazım Akses gibi besteciler de bu yapının gelişimine doğrudan katkı sunmuştur.
1930’lu yıllarda, müzik eğitiminin yalnızca öğretmen yetiştirme ile sınırlı kalmaması gerektiği düşüncesi öne çıkmış; bu doğrultuda 1933 yılında Millî Mûsıkî ve Temsil Akademisi Kanun Tasarısı hazırlanmıştır. Tasarının 1934’te kabul edilmesiyle birlikte, Ankara’da müzik ve sahne sanatlarını kapsayan bütüncül bir kurumun kurulması hedeflenmiştir. Bu sürecin bilimsel ve sanatsal çerçevesini oluşturmak üzere besteci ve müzik kuramcısı Paul Hindemith danışman olarak görevlendirilmiş; Hindemith’in 1935–1937 yılları arasında hazırladığı kapsamlı raporlar, kurulacak kurumun eğitim modeli, öğretim kadrosu, program yapısı ve fiziksel gereksinimlerini ayrıntılı biçimde ortaya koymuştur. Sahne sanatları alanının kuruluşu ise tiyatro ve opera pedagogu Carl Ebert tarafından yürütülmüştür.
Bu çalışmalar sonucunda, öğretmen yetiştiren bölüm Mûsikî Muallim Mektebi adıyla varlığını sürdürürken; serbest müzik ve sahne sanatları eğitimi veren bölümler Devlet Konservatuvarı adı altında yapılandırılmıştır. Devlet Konservatuvarı’nın kuruluş süreci, 6–12 Mayıs 1936 tarihleri arasında gerçekleştirilen yetenek ve seviye sınavlarıyla fiilen başlamıştır. Bu sınavların ilk günü olan 6 Mayıs 1936, Ankara Devlet Konservatuvarı’nın kurumsal olarak oluştuğu tarih olarak kabul edilmekte ve kuruluş günü olarak kutlanmaktadır. Konservatuvar’da eğitim-öğretim faaliyetleri ise 1 Kasım 1936 tarihinde başlamıştır.
20 Mayıs 1940 tarihinde kabul edilen Devlet Konservatuvarı Kuruluş Kanunu ile Ankara Devlet Konservatuvarı yasal statüsüne kavuşmuştur. Bu kanunla Konservatuvar; müzik, tiyatro, opera ve bale alanlarında orta ve yüksek dereceli sanatçı yetiştiren, uygulamaya dayalı bir sanat ve eğitim kurumu olarak yapılandırılmıştır. Aynı düzenleme ile Tatbikat Sahnesi tanımlanmış; bu yapı, ilerleyen yıllarda Devlet Tiyatroları ve Devlet Operası’nın kuruluşuna zemin hazırlamıştır. Bale eğitimi, 1950 yılında Ankara’ya taşınarak Konservatuvar bünyesine dâhil edilmiştir.
1965 yılında yayımlanan yönetmelik ile Konservatuvar’ın akademik, pedagojik ve idari işleyişi ayrıntılı biçimde düzenlenmiş; bölümler, öğrenim süreleri ve eğitim kademeleri netleştirilmiştir. 1980 yılında yürürlüğe giren “Kültür Bakanlığına Bağlı Devlet Konservatuvarları Kuruluş ve İşleyiş Yönetmeliği” ise Ankara Devlet Konservatuvarı’nı, müzik ve temsil sanatları alanlarında evrensel sanat eğitimi veren, orta ve yüksek dereceli bir devlet kurumu olarak yeniden tanımlamış; üniversiteleşme sürecinin altyapısını oluşturmuştur.
Bu sürecin ardından, 20 Temmuz 1982 tarihli düzenleme ile Ankara Devlet Konservatuvarı, yükseköğretim sistemi içerisinde üniversitelerin doğal bir akademik birimi olarak tanımlanmış ve Hacettepe Üniversitesi bünyesine alınmıştır. Böylece Konservatuvar’ın Cumhuriyet döneminde şekillenen sanat ve eğitim mirası, üniversite çatısı altında akademik bir kimlik kazanarak sürdürülmeye başlanmıştır. 1985 yılında Beşevler Yerleşkesi’ne taşınan kurum, eğitim, öğretim ve sanat üretimini bu yapı içinde geliştirmiştir.
Artan öğrenci sayısı, çeşitlenen sanat dalları ve çağdaş eğitim gereksinimleri doğrultusunda Konservatuvar için yeni bir yerleşke ihtiyacı ortaya çıkmış; bu kapsamda 2019 yılında Ankara Devlet Konservatuvarı Beytepe Kampüsü’ne taşınmıştır. Yeni yerleşke, yaklaşık 50.000 metrekarelik bir alan üzerinde oluşmaktadır. Ortaöğretim ve lise düzeyindeki öğrenciler ile lisans ve lisansüstü düzeyde eğitim gören öğrenciler için ayrı alanlar planlanmış; çok sayıda bireysel çalışma odası, prova alanı ve uygulama mekânı oluşturulmuştur.
Beytepe Kampüsü’nde, balkon düzenine sahip 611 koltuklu büyük konser salonu, 89 koltuklu resital - oda müziği salonu, bale eğitimi için beş stüdyo, tiyatro eğitimi için 102 koltuklu Prosenium Sahne, 175 koltuklu Arena Sahne ve geniş bir opera prova salonu yer almaktadır. Bu fiziksel olanaklar, Konservatuvar’ın müzik ve sahne sanatlarını çağdaş standartlarda, uygulama ağırlıklı bir anlayışla sürdürmesine imkân sağlamaktadır.
Günümüzde Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarı; müzik, sahne sanatları ve müzik bilimleri alanlarında ilköğretimden lisansüstü düzeye uzanan çok katmanlı eğitim yapısıyla, Cumhuriyet’in sanat devriminin yaşayan bir kurumu olarak faaliyetlerini sürdürmektedir. Kuruluşundan bugüne uzanan tarihsel birikimi, çağdaş altyapısı ve evrensel sanat anlayışıyla Ankara Devlet Konservatuvarı, Türk sanat yaşamına yön veren öncü kurumlardan biri olmaya devam etmektedir.